Zor dönemlerde zor koşulların  yükünü omuzlayabilmek  bir devrimcinin en temel duruşudur. Bir devrimci görev ve sorumluluklarını yüklendiği tüm sorumluluklarının üstesinden gelebilecek bilgi birikimi ile kuşanmışsa fiziki koşullarının elverişsizliğinde dahi çözümleyici bir tablonun içerisinde yer almak isteyecektir.

Konu girişinde de değindiğimiz üzere zor koşulların sorumluluğunu üstlenebilmektir, devrimci olmak. Devrimci bir birey salt kendi dönüşümüne emek sarf etmez geniş halk yığınlarının devrimci bir çizgiye evrilmesi pratik bir hattın işlerliğini başlatan öncülük eden olacaktır, bireyi toplumsallaştıracaktır.

Okumagrubu içerisindeki bir devrimcinin nasıl olması gerektiği sorulsa bize seçkin bir tabloyu çizerdik. BİR DEVRİMCİ kitle içerisinde yürüttüğü çalışmada edilgen değil belirleyen olmalıdır. Belirleyici olurken kişisel hırs ve ego üzerine oturmayan, bir devrimcide olması gereken ortak aklın yansımasını bulunduğu alanda kişiselleştirmeden fikri aktaran olmalıdır. Tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayan, yoldaşlarının ihtiyaçlarını kendisinden bağımsız görmeyen, hayatı ortaklaştırabilen, komün yaşamın önünü açan  her türlü zorluğun üstesinden gelen, koşulları lehine çevirmeyi bilen; açlık, susuzluk, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde iradesini kaybetmeyen, tembelliğe hayatında asla yer vermeyen, belirli bir program dahilinde disiplinli ve tutarlı olan kişi biçiminde özel ve seçkin bir kimlik çizerdik Okumagrubu içerisindeki devrimciyi. Ancak tariflenen devrimcinin  maalesef bugünkü koşullarda ne Okumagrubun da ne de diğer dost devrimci güçlerde de şartları nı oluşturabilmiş değiliz. Devrimci olma sorumluluğunu taşıyan yoldaşlarımızın yarım iradeyle pratiklerini sürdürme eğilimi tarihsel sürecin önünü tıkayan en büyük hastalığı inşa ettiklerini görmedikleri taktirde; önümüzde ki duran yığınla tepeleri aşamayacağımızı gösterir.Yoldaşlarımız farketmelidirler ki yarım iradeyle yapılan pratik faaliyet  devrimci bir organizasyon da zaaflar zincirini oluşturacaktır, çoğun yanında azı, yeterlinin yanında yetersizi istihdam ederek; çeşitli çap ve büyüklükteki enerjilerin aynı yönde işe  dönüşmesini ve sonuç vermesini sağlayabilir.  Ancak bu, yarım irade ile,  diğer uğraşlardan arta kalmış enerjiyle devrimcilik yapılabileceği anlamına gelmez. Devrimcilikteki gönüllülük; iş yapmama, kaytarma, hatta gidişata fren etkisi yapma gönüllülüğü olarak algılanmamalı; keyfilik  anlamına gelmediği özellikle bilinmelidir.

Devrimcinin üstlenmesi gereken sorumluluklardan ziyade kendisine daha kolay gelen işleri yapmak istemesi diğer işleri bir başkasına paslama eğiliminde ise ortada bir sorun var demmektir. Devrimci güçünün yettiği hiçbir işten kaçınmadan işin büyüklüğünü küçüklüğünü hesaplamadan görevi üslenmelidir.. Fakat burada bir ayrımı da yapmakta yarar var. Bir devrimci başarabilirim diye de her zorluğun altına girme eğiliminde mantıklı ve tutarlı bir çizgiyi de gözetmelidir. Saz çalmayı bilmiyorsam bilmiyorumdur biliyor gibi yapıp sahneye çıkmamın anlamı olmayacaktır.  Böyle hallerde bazı işleri (özellikle sanat alanı) işin uzmanına konu üzerinde yeteneği olan yoldaşlarımızın uzmanlık alanlarına bırakmak gerek.

Devrimciler karşı cins ile girdikleri ilişkilerde de örnek tablo çizmelidir. Devrimci faaliyet içerisinde sevgili ilişkisi yasaklanılması doğru bir eğilim değildir ancak ilişki içerisinde bulunan taraflar sorumluluklarını yerine getirmiyor, tüm zamanlarını birbirlerine ayırıp etraflarındaki yoldaşlarıyla ilişkilerini sekteye uğratıyorlarsa, yürütülen faaliyet de zaaflar oluşmasına neden olacaklardır. Elbette sevgililik ilişkisi belirli nitelikleri üzerinde barındırıyorsa bizlerde o ilişkiye sahiplenir, yadırgamadan yoldaşlarımızın yanında dururuz. Fakat  devrimci ilişkiler içerisinde sadece karşı cinsile kurdukları ilişkileri  önemseyen, onlarla çeşitli paylaşımlara imkan veren fiillerde bulunup salt bu fiillerde heyecan duyan kişilerin, girdikleri bir “sevgili” ilişkisi sonrasında devrimci heyecan ve coşkuyu yitirdikleri ve hızla pratikten uzaklaştıkları görülür. Tabii ki bu eğilim salt karşı cins ilişkisinde açığa çıkmaz. Bencilliğin, bireyciliğin, sevgisizliğin insan ilişkilerinde yabancılaşmayı büyüttüğü bir dönemde;kapitais üretim ilşkilerinin de dayatması sonucu bireyin kendisine ve toplumuna yabancılaştığı bir dönemi zorunlu olarak yaşadığını görürüz .işte tam burada devrimci olma blinci önemlidir altın çağa gitme yolunda devrimci toplumsal tıkanıklığı tespitle yola çıkar dayatılan bireysel yaşama savaş açar ve insana en yakışan, en rafine ve sıcak ilişkilerle var olmayı önüne amaç olarak koymuş bir topluluk içerisinde yer almayı  savaş açtığı insan tiplemesinide böylesi bir topluluğa dönüştürmeyi hedefler, böyle bir atmosferin maddi ve manevi sıcaklığıyla ısınmak hemen her insana cazip gelir. Önemli olan, devrimci ortama, sahip olduğu güzellikleri sömürmek için değil, zaaflarından arınmış  bir duruşla o güzellikleri büyütmek için girmektir. Görülecektir ki, böyle bir çaba, hem güzelliklerden daha fazla beslenmeyi hem de girilen üretimlerde yeni güzelliklerle tanışmayı  beraberinde getirecektir.

Yukarıda belirttiğimiz devrimcinin taşıması gereken özelliklerinin yanı sıra   pek çok zaaf ve eğilim bulunabilir. Asıl tehlikeli olan, bu zafların  bulunması değil, kalıcılaşmasıdır. Örneyin Tembellik  bir devrimcinin düşebileceği en büyük zaaflardan biridir. Tembel bir devrimci olmaz, görev seçen bir devrimcinin  altın çağa ulaşma yolunu tıkayan fren rolünü üslenecektir. İnsanlık hiçbir güzelliğe zahmetsiz, düz bir yolda ilerleyerek ulaşmamıştır. O halde işin yükünü üstlenen devrimciler halkların önündeki engelleri bir bir kaldırıp altın çağ yoluna öncülük edecek ise tembelik  kabul edilemez.

Tembel bir insan yüzmeyi öğrenmek yerine sığ sularda yıkanmayı tercih eder. Bu da bir yaşam biçimidir ve böyle de yaşamak tabii ki mümkündür. Ama Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ının yaptığı gibi okyanuslara açılıp,  zengin ufuklar eşliğinde farklı dünyalarla tanışmak, tembellerin işi değildir. Yatakta geçirilen süreyi uzun tutmak, genellikle bir çeşit hastalığa tekabül eder. Eğer ortada fiziki bir rahatsızlık yoksa, uyanmak istememek; gerçeklerle yüz yüze gelmemek, anlamlı bir uğraş  sahibi olmamak gibi nedenlere dayanır. Örneğin hapishanelerde adli tutuklular veya politikleşememiş politik tutsaklar, günde 15-16 saat yatarak vakit geçirmeye çalışır. Devrimcilere ise, hiçbir koşulda (içeride veya dışarıda) kendini yatağa mahkum etmek yani uykuya yenik düşmek yakışmaz. Devrimci kültürü içselleştirip, onun gereklerini yaşamın tüm ayrıntılarında yerine getirebilenler için; kaldırılamaz yük, gerçekleştirilemez görev, baş edilemez problem yoktur. İşte bu nedenle, devrimciliğin gerektirdiği kaliteyi yaşamlarında sağlayabilenler, zindanın en zifiri karanlığı ile tanıştığında “Ben neden buradayım?” sorusuna yanıt vermekte güçlük çekmez ve zindanla da zindancıyla da baş etmeyi bilir. Aksi takdirde; kaytararak, üşenerek, yükten kaçınarak devrimci zeminde varlık gösterenler, tutsaklık gibi özel hallerde,  yalpalar ve sonuçta kendine de yoldaşlarınada de zarar verir.konumuzu toparlayacak olursak okumagrubu içerisinde bulunan yoldaşlarımıza tavsiyelerimizi iletirken gözettiğimiz ana husuz kadrolarımızı altın çağ yolunda daha iyisine hazırlamak olmalıdır .Kadrolarımızı hazırlarken bu olmuş bu olmamış sen tembelsin sen çalışkansın demenin ötesinde ortak bir kültürü geliştirme arzusunda olduğumuz bilinmelidir.Musluğun başında oturup vaaz vererek Devrimcilik olmayacağı gibi en temel dönüşüme kendimizden başlayarak yoldaşlarımıza aktarmak için yürüttüğümüz çalışmada insanları giriş kapısında sınıflayıp ayıklayan bir süzgec görevini üslenmeyeceğiz. Ayrıca, zaaflarla yüklü biçimde içimize gelen insanların, samimi olduğu sürece değişmesinin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, katılım eşiğini değil, barınabilme eşiğini yüksek tutuyoruz. Kimilerinin katılım sonrasında, yavaş yavaş uzaklaşmaya başlaması ve sonuçta saflarımızı terk etmesi, barınabilme eşiğini aşamamış olmasıyla ilintilidir.

Kısacası, “Yaşamak, bir şölendir. Bu şölene çağrılan kimseler pek çoksa da, masaya oturmayı başaranlar pek azdır.”                (Darwin)

(Yazının oluşumunda dayanışma gösteren Devrimci Harekete sonsuz teşekkürler)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here