tumblr_n6nghvRbCK1rt5gp7o1_400

Emile Zola, Marx gibi düşünürlerin yapıtlarından etkilenerek sosyalist dünya görüşünü benimsemiş ve bu görüşünü de yapıtlarında yansıtmıştır. Özellikle Germinal büyük yankılar yaratmıştır. Germinal’de Zola, Kuzey Fransa’da Montsou’daki Anzin kömür madenini ve burada çalışan insanların dramını anlatır.
Kitabın konusu şöyle :
Ikinci imparatorluk dönemindeki, Kuzey Fransa’daki maden ocaklarında çalışan kömür madeni işçileri, zor koşullarda yaşamlarını sürdürmektedirler. Açlık, sefalet yaşamlarının bir parçası olmuştur.
Fabrikadan kovulan Parisli işçi Etienne Lantier, Montsou kömür madenine gelir ve kendisine bir iş arar. Burada karşısına ilk önce Bonnemort adında yaşlı bir madenci çıkar. Madende meydana gelen göçüklerden birçok kez sağ kurtulduğu için kendisine “Güzel Ölü” anlamına gelen Bonnemort adı verilir. Hastadır ve öksürdüğünde ağzından yılların birikimi olan simsiyah kömür karası gelmektedir.
Lantier, daha sonra henüz ölmüş bir işçinin yerine ise alınır ve madendeki on üç aylık macerası başlar.
Lantier burada Maheu ailesiyle tanışır ve onlara birlikte hareket eder. Madene geldiğinde ilk karşılaştığı Bonnemort ise Toussaint Maheu’nün babasıdır. Lantier burada kaldığı süre içerisinde çevresini inceler. Arkadaşlarının, kendi sefaletleri hakkında bilgi edinmesinde büyük rol oynar. Burada yaşayan işçiler az ücretleri, günübirlik kazançları ve üstüne üstlük seks düşkünü tefeci Maigret’leri ile savaşmaktadırlar. Madende çalışan işçiler hergün tehlike ile içiçedirler. Zor yaşamları aldıkları yetersiz ücretle daha da zorlaşmaktadır. Bu arada Etienne Lantier bir sendika kurup işçilerden para toplamaya başlar. Kısa zamanda davranış ve görüşlerinden ötürü işçiler arasında saygın bir yer edinir. Maden ocağının sahiplerinin ekonomik durumunun kötüleştiğini ileri sürerek işçi ücretlerinin indirileceğini açıklamaları üzerine Etienne Lantier’nin önderliğinde işçiler greve gider. Grev uzayınca eldeki para yetmez olur ve buna dayanamayan bazı işçiler bir başka ocakta iş başı yaparlar. Bunların arasında grevin öncülerinden Maheu’nün kızı da vardır. Olaylar burada bitmiyor. Daha sonra grevci işçiler, işbaşı yapılan kuyuya giderek burayı tahrip ederler. Kuyular yıkılır, makinalar kırılır, idare binası kuşatılır, tefeci Maigret öldürülür. Hava iyice gerginlesir. Bu arada devreye jandarma girer. Bir olay esnasında Maheu vurulur ve ölür. Grevin en büyük destekçisi artık yoktur. Lantier yalnız kalmıştır. Çaresiz insanlar yeniden işbaşı yaparlar. Bu sırada kitabın diğer kahramanı nihilist Souvarine kömür madenine bir sabotaj düzenler ve maden havaya uçar, insanlar madende mahsur kalırlar.
Bunların arasında Lantier ve onun sevgilisi Catherine de vardır. Lantier kurtulur ama Catherine yaşamını yitirir. Bir kısım işçi de maden de çıkış yolu ararken göçük altında kalır. Bu sırada Maheu’nün oğlu içerde mahsur kalanları kurtarmak isterken grizu patlaması sonucu ölür. Maheu ailesinin çaresi iyice tükenmiştir. Sonuçta Belçika’dan işçi getirilir ve jandarma yönetiminde iş başı yaptırılır. Yerli işçiler yenilmiştir.
Grevde ölen işçilerin kanları toprağa bereket verecek, geleceğin devrimcileri, bu toprağa düşen tohumdan filizlenip gelişecektir.
Kitabı okurken olayların tarihe gömülmediğini, haksızlıkların halen sürdüğü gibi, eşitsizliğin, sefaletin, ışsizliğin bugün de aynı biçimde devam ettiğini düşündüm. Zonguldak, Manisa kömür madenlerinde meydana gelen kazalar, grizu patlamaları, işçilerin sürdürdüğü yaşam, oradakinden pek de farklı değildir. Sorunlar güncelliğini sürdürmektedir ve sürdürecektir de. Gördüğünüz gibi bu sorunlar evrenseldir.
Çağla GÜL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here