İnsanlar Hala Evrimleşiyor

0

İnsan evrimini düşündüğümüzde, zihnimiz, doğal seçilimin günümüz insanını meydana getirme süreci olan binlerce yıl boyunca bir geziye çıkar.  Fakat bir tür olarak bugün bile hâlâ değişim gösteriyor muyuz? Yapılan yeni araştırmalar, çağdaş teknoloji ve sanayileşmeye rağmen insanların evrimleşmeye devam ettiğini öne sürüyor1. Sheffield Üniversitesi’nin hayvan ve bitki bilimi bölümünden Dr. Virpi Lummaa’ya göre; evrimimizi, avcı-toplayıcı günlerine geri gidip, uzun bir süre önceye sıkışmış bir süreç olarak ele almak yanlış bir kavrayıştır.

Ve biz hâlâ evrimleşmekle kalmıyoruz, bunu daha önce olduğundan çok daha hızlı bir şekilde yapıyoruz. Son 10.000 yılda, evrimimizin hızı neredeyse 100 kat artmış durumda. Genlerimizde daha fazla mutasyon meydana geliyor ve bu mutasyonlardan daha fazla doğal seçilimler ortaya çıkıyor. İşte insanların evrimleşmeye devam ettiğini gösteren bazı ipuçları.

1. Süt İçiyoruz

Tarihsel olarak, bir insanın laktozu sindirme yeteneğini düzenlemiş olan gen, anne sütünün kesilmesiyle birlikte kapalı hale gelmiştir. Fakat inekleri, koyunları ve keçileri evcilleştirmeye başlamamızla birlikte, süt içebilme becerisi, besin alımı anlamında avantajlı bir nitelik haline geldi ve insanların laktozu sindirmesine olanak sağlayan genetik mutasyon ile,  insanlar bu genleriyle üremeye devam etti.

2006 yılında yapılan bir çalışma, bu laktoz toleransının Doğu Afrika’da yaklaşık 3.000 yıl kadar eski bir zamanda hâlâ gelişmekte olduğunu ileri sürmüştü2. Sütü sindirmeyi sağlayan bu genetik mutasyon, artık, Kuzey Avrupa neslinin yüzde 95’inden fazlasında görülebiliyor.

2. Yirmilik Dişlerimizi Kaybediyoruz

Atalarımız, bizimkinden çok daha büyük bir çene yapısına sahipti ve bu çene yapısı onların; kökler, kabuklu yemişler ve yapraklardan oluşan sert besinleri çiğnemesine yardımcı oluyordu. Ayrıca hangi eti yerse yesinler yedikleri bu eti dişleriyle parçalara ayırıyorlardı. Bunların hepsi, değişme ihtiyacı duymuş olan dişlerin aşınmasına neden oldu. Yirmilik dişlerin ise bu süreçte, atalarımızın beslenme alışkanlıklarına uyum sağlayan evrimsel bir cevap olarak üçüncü öğütücü diş dizisi olduğu düşünülüyor3.

Bugün ise, yiyeceklerimizi parçalara ayırmada kesici aletlere sahibiz. Yemeklerimiz, daha yumuşak ve çiğnemesi daha kolay bir halde ve sonuç olarak da çenelerimiz çok daha küçük halde. Çenemizin bu küçük yapısından kaynaklı, yirmilik dişlerimiz, çıkmaya başladıklarında yeterli boşluk bulamadıklarından diğer azı dişlerimizle karşılaşıyor ve diş yapımızda bozulmalara, çok şiddetli ağrılara sebep oluyor. Bu durum, aslında yirmilik dişlere artık ihtiyacımızın olmadığının bir göstergesidir. Yirmilik dişlerimiz, zamanla apandis gibi körelmiş organ haline geldi. Yapılan tahminlere göre; nüfusun yüzde 35’inin yirmilik diş köküne sahip olmadan doğduğunu söylüyor ve dişlerin tamamen ortadan kalkacağını söyleyen araştırmalar mevcut.

3. Hastalıklara Direniyoruz

2007 yılında, devam eden evrimin işaretlerine bakan bir grup araştırmacı, sadece son 40.000 yıldır yaşamış olan insanlarda yaygın olarak bulunan 1.800 geni ortaya çıkardı ve bu genlerin çoğunun, sıtma gibi bulaşıcı hastalıklara yönelik olduğu görüldü. Sıtma ile mücadelede bir düzineden fazla yeni genetik değişiklik, Afrikalılar arasında hızla yayılmaya devam ediyor. Yapılan başka bir çalışmada ise, doğal seçilimin şehirlerde yaşayan insanların lehine olacak şekilde ilerlediği bulgusuna ulaşılmıştı. Şehir yaşamı, verem ile cüzzam gibi hastalıklara daha dirençli olmamıza olanak sağlayan genetik bir çeşitlilik yarattı. Bu durum, evrimin iş başında olduğu mükemmel bir örnek gibi görünüyor4.

4. Beynimiz Küçülüyor

Büyük beyinlerimizin bizi hayvanlar dünyasının geri kalanından daha akıllı yaptığına inanmayı sevsek de, beyinlerimiz aslında son 30.000 yıldır küçülme gösteriyor. İnsan beyninin ortalama hacmi, 1.500 cm3 ‘ten, bir tenis topu büyüklüğüne eşdeğer olan 1.350 cm3‘e düştü.

Bu küçülmeye neyin sebep olduğuna dair birkaç faklı görüş ileri sürülüyor. Bir grup araştırmacı, küçülen beyinlerimizin, giderek daha geri zekâ eğilimi gösterdiğimizin işareti olarak yorumluyor. Tarihsel olarak, toplumlar daha geniş ve daha karmaşık hale geldikçe beyin boyutu da küçüldü ve bu durumun, çağdaş toplumun sahip olduğu güvenlik ağının, zekâ ile hayatta kalma arasındaki ilişkinin azaldığının bir işareti olduğu öne sürülüyor. Fakat bir başka görüşe göre ise, beyinlerimizin aptallaştığımız için küçülmediğini, küçük beyinlerin daha verimli olduğu için küçüldüklerini söylüyor. Bu yaklaşıma göre, beyinlerimiz küçüldükçe, daha az yer kaplarken daha hızlı çalışmak üzere yeniden şekilleniyor. Öte yandan bir başka görüş ise, daha küçük olan beyinlerinevrimsel olarak bir avantaj olduğunu, çünkü küçük beyinlerin bizi daha az saldırgan canlılar yaparak, birbirimizle dövüşmek yerine sorunları çözmek amacıyla birlikte çalışmamıza olanak sağlayan yapılar haline geldiğini ileri sürüyor5.

5. Mavi Gözlere Sahibiz

Aslında hepimiz kahverengi göz rengine sahiptik. Fakat yaklaşık 10.000 yıl önce, Karadeniz yakınlarında yaşayan birisi, kahverengi gözleri maviye dönüştüren genetik bir mutasyon geliştirdi. Mavi gözlerin var olmaya devam etme sebebi kısmen gizemli kalmaya devam etse de, bir görüşe göre, bu durum bir çeşit babalık testi görevi görüyor. Mavi gözlü olan iki eşin kahverengi gözlü bir bebek yapması neredeyse imkansız olduğundan, mavi gözlü olan erkek atalarımız, bağlılığı sağlama yöntemi olarak mavi gözlü eşler aramış olabilir. Bu durum, mavi gözlü erkeklerin, kahverengi gözlü kadınlara kıyasla mavi gözlü kadınları neden daha çekici olarak değerlendirdiğini gösteren çalışmalara dair de kısmi bir açıklama sağlayabilir.

(Kaynak;  Bilimfili ; İnsaların hala evrimleştiğinin 5 işareti.”  http://bilimfili.com/insanlarin-hala-evrimlestiginin-5-isareti/

Leave A Reply