10 Ekim 2015’ten bu güne; ne zaman Ankara lafı geçse ne zaman ekim ayından bahsedilse o kanlı gün gelir akıllarımıza… İçimizi sızlatan, hele ki tanıklarından olan yoldaşlarımızla hala sözünü etmeye çekindiğimiz katliamı ne yazmaya kelimeler yeter, ne öfkemiz diner.  Öfkemiz dinmesin de zaten…

Umudu öfkeyi ayarlayıp katliamın öncesinde ve katliam anında orada olan yoldaşlarımızın bizlere (kelimelerinin yettiğince) anlattığı günü tarihe not almak için bir kere daha yazmaya çalışalım:

10 Ekim 2015 tarihinden önce mitingimizin sayısız özneleri tarafından: 10 Ekim Barış Mitingi hazırlıkları başladı. Sosyal medyada duvar yazılarında #10EA olarak geniş yankı bulan mitingin amacı: Türkiye halkları otoritenin çıkarını bozacak ve medyanın kayıtsız kalamayacağı şekilde birlikteliğini, kardeşliğini güçlü bir biçimde ilan edebileceği bir gün olarak tarihe yazmaktı. Tarihe yazıldı 10 Ekim, Fakat kara bir leke olarak…

Barış talebi ile yollara düşmüş yoldaşların akıllarına Barış Mitingi denilince; heyecanın, emeğin, birlikteliğin ve kardeşliğin geldiği şüphesizdi. Tabii her eylemde olması öngörülen müdahaleyi geleceği aşamada savunmak, provakasyonlara göğüs germekte beklenenler arasındaydı…

Beklenmeyen neydi? Hala 10 Ekim dediğimizde, barış mitingi dediğimizde akıllarımıza mermi gibi çakan o manzaraydı. O korkunç manzarayı da anlatacak olursak, biraz öncesine gidelim, yolculuğumuzun başına…

Okumagrubu, bileşeni olduğu Haziran Hareketi’nin çağrısıyla 9 Ekim gecesi otobüslere binerek; şarkılar, türküler, halaylar eşliğinde barışa umutlanarak çıkmıştı yola…

Sabahın erken saatlerinde Ankara Garı önüne ulaştığımızda, bizler gibi Ankara Garı önüne ulaşan yüz binlerce barış sevdalısını selamladık. Kortejlerimizi oluşturmak için çabalarken o büyük gürültüyle sarsıldık. İlk gözümüze çarpan; üzerimize panikle gelen genç bir kadın ve kadının üzerindeki kan ve insan uzvu parçaları idi…

Bu görüntüyle sarsıldık ve durumu anlamaya çalıştık binlerce insanın çığlıkları arasında… Aynı zamanda başka bir patlamanın daha olacağı bilgisi dolaşıyordu kulaktan kulağa. Güvenliği de almak zorundaydı herkes. O panikle, güvenlik mi alınsın, yaralılarımız mı kurtarılsın yoksa her bir parçası ayrı tarafa dağılmış bedenlerimiz mi toplansın… Bir sürü karmaşa içinde endişeli ve çaresiz binlerce yüz….

Manzaranın korkunçluğunu anlatmaya kelimeler kıfayetsiz, kalemler yetersiz kalır… O korkunç manzara da yetmezmiş gibi binlerce insanın çaresizliğine çaresizlik katan, o kanlı meydana su sıkan tomalar, geç gelen ambulanslar ölümlerimize ölüm kattı…

 

Bizlere ve bizler gibi yola çıkmış barış sevdalılarına o meydanın çaresizliğini yaşatanlar; 10 Ekim’ de yola çıktığımız, halkların talep ettiği yaşam koşullarının azimli mücadelelerinin enerjilerini ellerimizden alamadılar…

10 Ekim bizler için acı bir manzara olmakla birlikte; barbarlığın çaresizliğini bir kez daha gözler önüne sermiş olan bir tarihtir. Barbarların “Korkuları Hala Gerçek Ama Çabaları Boşunadır.”

Bizim hala barıştan, kardeşlikten, halkların birlikteliğinden yana olan inancımız sürmektedir. ANKARA’ nın adı KARA’ dır fakat Ankara yolculuğuna çıkmış tüm barış sevdalılarının yolları da, adı da umut dolu aydınlık yarınlardır…

OKUMAGRUBU

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here