Konunun yetkini değilim, zira Ulus Baker üzerine yetkin olunduğu düşüncesi de bir hakaret barındırır sanırım Ulus Baker’e.

Bahsini açma ihtiyacım takvim olarak hem doğum günü hem de Ölüm yıldönümünü kapsayan haftanın içerisinde olmamız. Sizlere Ulus Baker’i layığı ile anlatamam fakat bilmeyenlerimize merak dahi ettirebilirsem benim için yetecektir.

Kısaca nasıl tanıştığımı anlatabilirim bu bilge adamla. Sisteme karşıt olmanın kendimde kanıksadığım bir durumdan çok, iyi hissettirdiği yaş aralıklarındaydım. Bir şeylere merak sarmayı da seviyordum ve Costa-Gavras ile tanıştım. Muhalif sinema ile tanışmak , eş zamanlı Hollywood filmlerinden de uzaklaşmak manasına geliyordu benim için.

Costa-Gavras ve muhalif sinema üzerinden ilerleyişim beni bir anda Luc-Godard ile tanıştırmış oldu. Tuhaf anılar biriktirir iken, bir yandan seyrettiklerimi daha iyi anlama telaşında idim. Ve karşımda bir yazı vardı artık,’’ Neden Godard?’’ . O dönem hiç bilmediğim felsefe ve henüz öğrenmeye başladığım Godard bana bir anda Ateşböceği olarak görünmüştü gece karanlığında.

Aynı yazıda  Deleuze’den  çevirisini yapmış olduğu  “bir imajda gerektiğinden az şey görebiliyorsak bu onu okumayı iyi bilmediğimizdendir.”   Büyülü sözleri  seçerek  Godard’ı araç olarak alıyor ve Ulus Baker  evren’e açılıyor gibiydi.

‘’Neden Godard? ‘’ Yazısı ile tanıştığım Ulus Baker’in Spinoza hakkında yazıları hala daha benim için zorlu bir süreç  iken, felsefeyi  tüm yaşama sindirmesi , bana dahi birçok aşama kat ettirmiştir. ‘

Objelerin ve imajın bakışa etkisini bir Ulus Baker edası ile tarifleyemem , Alıntılar yazımı kurtaracaktır.

Ulus Baker Diyor ki; ayrıcalıklı bir anın belirmesi için herhangi anların banal akıp geçişleri içinde niteliksel olarak farklı, tekil bir anın belirmesi ve bir olağan-dışılık üretmesi gerekiyor.

Bu sözü –Spinoza ve Aşkın diyalektiği- yazında belirtmiş olsa dahi, bana  hep Gezi parkını düşündürmüştür, aklıma geldikçe de sorarım kendime  Ulus Baker Gezi parkı ve sonrasında yaşadığımız süreçler hakkında ne düşünürdü?

Bir Başka yazısında Siyaset üzerine ;

‘’ Modern siyaset alanı, her şeyin yüzeyde yer almasını istiyor. Herhangi bir derinlik, gizlilik, herkesin anlayabileceği bir şekilde basitleştirilmeyen, vülgarize edilmeyen her şey katlanılmaz görülüyor. İşte bu gün siyaset, bu derin düşünce, ahlak ve anlayışlardan sakınma pratiğine dönüştü.

Terörü bir sahte siyaset biçimi olarak dışlamak, modern rejimlerin ikiyüzlülüğüdür. Bu ikiyüzlülüğe modern rejimler tarafından güdülen halkların, terör karşısındaki şaşkınlığı ve sessizliği de karıştı. Bugün kendisinden iktisadi ve siyasi alanda hiçbir şey beklenmeyen devlet, yalnızca terörü ortadan kaldırma rolüyle meşrulaştırmaya çalışıyor kendini. ‘’  Yapılan tespit yıllardır güncelliğini korumaktadır misal. Günümüz koşulları baz alındığında bu tespit ile gezi üzerine düşüncelerinin bir arada bir yazısında yer almasını isterdim.

Birçok kavramı özelleştirerek anlam kaymasına yada görece subjektifliğe bürümeden tariflemiş olmasının, benim üzerimde katkısı çok büyüktür. Kim anlayabilmiştir bilemiyorum fakat Ulus Baker’e has o dil hep hoşuma gitmiştir. Anlayabildiğim kadarı ile bir ömür Ulus Baker okumalarında bulunma niyetindeyim.

 

‘‘Gittiği yer her neresiyse, hangi dinin cenneti, hangi hiçlik, hangi ebediyetse, orada kendine mahsus bir statüsü olacağı kesin. Anlayamadıklarımız, yapamadıklarımız, beceremediklerimiz için hakkımızı helâl etsin.’’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here