Screenshot_2015-08-19-15-21-39-1

“Edebiyat ve teknoloji” adlı deneme çalışmama öncelikle edebiyat kavramını daha sonra da teknoloji kavramını tanımlayarak başlayıp, çalışmamın son kısmında ise edebiyat ve teknoloji kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayacağım.

EDEBİYAT; kişinin duygu ve düşüncelerini, kendine özgü bir dil kullanarak yazılı veya sözlü olarak dile getirmesidir.

“Verba volant scripta moment” (sözler uçar yazı kalır) Latin sözünü anımsayalım. İnsan belleği unutkandır, sözler değişir ve bir başka gerçeğe dönüşen anılara güvenilmez. Bu yüzden insanoğlu yüzyıllardan beri düşüncelerini, duygularını duvara veya bulduğu herhangi bir cismin üzerine resim etmiş yahut kendilerine özgü yazı biçimleri ile kazımışlardır. Kazınan bu yazılar sayesinde Türk edebiyatının 1500 yıl öncelere dayandığını anlıyoruz. Uzun bir süreç.

Bir anlatı sanatı olarak edebiyat da yakından ilgilendirmiş olması bakımından teknoloji alanındaki iki özgül süreçten burada söz etmek gerekir.

Birincisi makineleşme, diğeri de iletişim. İşgücü olarak insanın biyolojik güç sınırlarının aşılması bilim insanlarını ve enerji mühendislerini de yakından ilgilendirmiştir.

Öteden beri kullanılan basit makineler bu alanda sınırlı ilerlemeler sunarken, karmaşık mekanizma aracılığıyla devinimin motor gücüne dayalı olarak iletimini sağlayan makinelerin üretim sürecine katılmasıyla birlikte işgücünün niteliği de değişime uğradı. Bu yeni üretim ilişkileri sürecinde insan, başta işgücü kaynağı olmaktan çıkıp, makineyi çalıştıran, makinelere parça yükleyen, makinelerin çalışmasına “nezaret eden” operatörlere dönüştü. Bir anlamda, tıpkı vücudun bir organı gibi, makinelerin birer “aksamı” olarak iş görmeye başladı. İnsanın rolü “kol emeği”ni kullanmaktan endüstriyel bilgi ve uygulama yöntemleri geliştirmeye yönelik olarak “kafa emeği”ne kaydı. Örneğin eskiden “bu işler ustalık ister” denilirdi, şimdi ise “bu işler uzmanlık ister” deniliyor. Ustalık ile uzmanlık arasındaki ayrım keskinleşiyor.

Bu ilk endüstrileşme dönemine ilişkin başka sanat dallarında (özellikle mimarlık ve müzik) benzer örnekler vermek mümkün. Çünkü 20. yüzyılın özellikle ilk yarısını önemli ölçüde etkileyen bu dönem çeşitli sanat akımlarının doğmasına da ortam hazırlamıştır. Bu anlamda, fütürizm, konstrüktivizm, kübizm ilk endüstrileşme döneminin sanat karşılıkları olarak kabul edilir.

Makineleşme ve hız odağında teknolojiyi içselleştiren en belirgin sanat akımı fütürizmdir.

1909’da Merizetti imzasıyla Figaro gazetesinde yayımlanan “Fütürizm Bildirgesi”nden;

“Edebiyat şimdiye dek dalgın hareketsizliği, kendinden geçişi ve uykuyu övdü. Biz, saldırgan devingenliği(dinamizmi), hummalı uykusuzluğu, koşuyu, ölüm perdesini, somarı ve yumruğu yücelteceğiz.”

“Dünyanın görkemliliği yeni bir güzellikle zenginleşti; hızın güzelliği. Ateş soluyan yılanlara benzer borularla donatılmış bir yarış otomobili, Samothrakr Nike’si heykelinden daha güzeldir.”

“Biz, müzeleri, kitaplıkları, her türlü akademiyi yıkmak istiyoruz.”

“Biz çalışmanın, zevkin ya da ayaklanmanın harekete geçirdiği büyük toplulukların şiirini söyleyeceğiz; şiddetli elektriğin ayışığı altında yangın gibi parlayan şantiyelerin ve tersanelerin titreyen gece coşkusunu; dev koşucular gibi bir yandan bir yana nehirleri aşan, güneşte bıçak gibi parıldayan köprüleri; ufukları bekleyen serüvenci gemileri; üzengesi borulardan yapılmış kocaman çelik atlar gibi, raylar üstünde eşelenen geniş göğüslü lokomotifleri; pervanesi rüzgârda bir bayrak gibi çırpınan uçakların akıp giden uçuşlarını söyleyeceğiz.”

“(…) ülkemizi, profesörlerin, arkeologların, çenesi düşük edebiyatçıların ve antikacıların kangreninden kurtarmak istiyoruz.”

Bu bildirge fütürizm akımının teknolojiye ve hıza olan yakın ilgisini yeterince açıklıyor. Fütürizm bildirgesinde “hız”a yapılan vurgu önemlidir. Öyle ki bildirgede birbiri ardına sıralanan cümleler bile makineli tüfeğin “seri atış”ını andırmaktadır.

Edebiyat açısından edebiyat teknolojisi ve beraberinde getirdiği iletişim araçları edebi ürünlerin üretim sürecini oldukça kısaltmıştır. Bu durum diğer sanat dalları( özellikle fotoğraf sanatı, müzik, sinema, heykel vb.) için de geçerlidir.

İletişim teknolojisinin sağladığı imkanlar edebi ürünlerinde sıradanlaşmayı da maalesef olumlu etkiliyor. Bir nevi sıradanlaşmaya da ortam hazırlıyor. Birbirine benzeyen anlatı ürünleri giderek artıyor. Kitabevi rafları kitaplarla, dergilerle dolup taşıyor fakat çoğu birbirinin benzeri. Çoğunun biçimleri, tarzları tıpatıp aynı. Bu eskiden de olurdu ama iletişm teknolojisinin sağladığı imkanlar edebiyat ürünlerinde sıradanlığı, kopyayı kolaylaştırdı. El halısıyla makine halısı arasındaki farka benzeyen bir ayrışma yaşanıyor.

Okuduğunuz üzre edebiyat ve teknoloji ilişkisinde birbiriyle çelişen olumlu veya olumsuz bir dizi ilişki biçiminden söz edilebilir ve edebiyatın teknoloji ile ilişkisi çok boyutlu bir olgudur. Bu ilişkinin olumsuz yönlerini incelersek aslında beyaz kağıtların yerini bilgisayar ekranlarının, mektupların yerini ise elektronik postaların aldığını görüyoruz. Kitap yerine CD, DVD, bilgisayar destekli görseller gündeme geliyor. Bu durumda kuşkusuz bir edebiyat türü olarak mektubun gerilemesinin, önem yitirmesinin önüne geçemiyoruz ve edebiyat türleri alışageldiği biçimlerinden kopuyor, bilgisayar desteği ile akla hayale gelmeyecek şekilde biçimleniyor. Edebiyatın çoklu anlam yapısını teknolojik uygulamalar ile harmanlayınca zengin görsel biçimler elde ediliyor. İşte tepkiler de tam burada yoğunlaşıyor. Bireyin alışageldiği okuma düzeni bozuluyor, sanat okuyucusunun geleneksel rolü değişiyor.

 

Fütürizm: 20. yy başında yeni yaşamı ve yeni yaşamın makinelerini, baş döndürücü hızını övmek, geleneksel edebiyat kurallarını yıkma amacı güden sanat çığırı.

Konstrüktivizm: İlk kez Meyerhald tarafından yalın bir sahnede işçilerin emeğini, üretimini, çalışmasını anlatarak başlamış olan bir akımdır.

Kübizm: Biçim çokluğundan biçim bütünlüğüne gidişi, perspektifin üçüncü boyutuna sanki yeni bir dördüncü boyut ekleyerek ifade edilişi.

Çağla GÜL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here