Nereden mi başlanmalı yazıya. Tarihsel yazgımızdan belki de. Dünden bugüne bildiklerimiz, duyduklarımız ve dahi umutlarımızla.

Yıllar önce kıyımlarımıza dönüp baktım bir. Yine direnişçi, yitip giden fidanlarımız vardı. Ağıtsız acılarımız… Körpecik bedenlerin hedefe dönüştüğü bir ülkede yaşamak her şeye rağmen umuda yaslı düşlere sevdalanmak düsturumuz olmuşken usta Ahmed Arif’in sözlerine kulak verelim bir.

Bunlar engerekler çıyanlardır

Bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır

Tanı bunları

Tanı da büyü.

Çoğumuz tanıyarak büyüdük. Saltanatın engebeli yollarından geçerek büyüttük çocuklarımızı ve bu yoldan geçerek büyümekte çocuklarımız. Bazen 12’sinde, 15’inde, 17’sinde büyütemeden aldılar çocuklarımızı. Çünkü onlar ekmeğe, aşa göz koyulan halkların çocuklarıydı ve büyümemeliydiler.

Düşen her can umuda yaslı düşlerde yaşar ve büyür. Yoldaş olur gidene, kalana ve geleceğe. Bitmeyen Uğur, Erdal, Berkin gibi.

Tanısak da ekmeğimizin, aşımızın düşmanını hayretimizi hiçte gizleyemedik. Bu bir sınav mıydı? Bu bir sınavsa, Tanrı bizden neyin intikamını almaktaydı? 10 yaşında ırgat olan Baran, 8’inde kardeşine bakmak zorunda olan Güldane, kundakta babasını yitiren Ebru, köyünün yakıldığı sırada yaşamını yitiren Berfin, 7’sinde babasını demir parmaklılıklara gönderen Dilvin ya ekmek almaya giden martı kaşlı çocuk Berkin ve daha nicelerinden Tanrı neyin intikamını alıyordu?

Bu namustur künyemize kazınmış

Bu da sabır avulardan süzülmüş

Sarıl bunlara

Sarıl da büyü.

Baranlar, Dilvinler, Berfinler candan öte onur diyerek büyüdü bu topraklarda. Tek suçları Türkiye halklarının onurlu evlatları olmaktı. Bu da onları yeterince hain ilan etmekteydi. 12’sinde bir çocuk bedeninden çıkarılan 13 kurşun… Haindi Uğur. 12’sinde azılı bir terörist dediler ve hiç çekinmeden sıktılar… 14’ünde evinin önündeki bakkaldan, anasının yorulmasın diye havada kin kusan muktedirlerin gazından, bombasından, kurşunundan etkilenmesin diye kendisi koşarak bakkaldan ekmek almak isteyen Berkin haindi, 14’ünde militandı. Hiç çekinmeden sıktılar.

Ne beklenilmekteydi ki 17’sinde halkın gözüne baka baka, göstere göstere darağacında sallandırdılar çocuğumuzu. Erdal’ın boynu ipte kalırken çığlıkları, sözleri ve söyleyecekleri bizim dilimizde kaldı. İşte bu künyemize daha biz doğmadan yazılandır. Ayaklarımızdaki kıymıklar bundan acıtmaz bizi. Ocağa düşen kor ateşten daha fazla ne acıtabilir canımızı.

Ey muktedirler! Ocağımızdaki ateşin adı Ali’dir, Ethem’dir, Berkin’dir, Hasan’dır, Ahmet’tir, Mehmetler’dir, Uğur’dur, Abdullah’tır, Medeni’dir, Ayhan’dır……………….. Elif Abla’dır, Fadime Ana’dır. Ocağımıza düşen her kor namusumuzdur. Biz bunları bilerek büyüdük, büyümekteyiz. Öldür öldür bitmeyiz.

Şimdi toprakta saklı düşleri, bizim dilimizde, umutları bizim umutlarımızdır Berkinlerimizin. Artık söyleyecek sözlerini abileri, ablaları, anaları ve babaları söyleyecektir. Hiçte bitmeyecek çocuklarımızın sözcükleri. Bilinmeli ki bu topraklarda daha çok hain Uğur gibi, hain Berkin gibi, Hain Erdal gibi binlerce hain doğmakta.

Öyle yıkma kendini

Öyle mahsun

Öyle garip

Nerede olursan ol

İçeride, dışarıda, derste, sırada

Yürü üstüne üstüne

Tükür yüzüne celladın

Fırsatçının, fesatçının hayının

Dayan kitap ile iş ile tırnak ile diş ile

Dayan umut ile sevda ile düş ile

Dayan rüsva etme beni

Her anın yaşamla buluştuğu 60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’lar… Vartinik’ten Amed’e. Dayandı İbrahim diş ile tırnak ile sevda ile düş ile. Tükürdü yüzüne celladın Hüseyin, yol alırken darağacına. İçerde, derste sırada. Nerede olursa olsun bir kez bile el pençe divan durmadı Deniz. Yürüdü üstüne zalimin bir kez bile geri adım atmadan Kızıldere’de Mahirimiz. Öyle mahsun durmaksızın kurdu halkımızın çatısını 77’de 1 Mayıs Mahallesinde. Beyler vermediler ama halkımız aldı. Zor ile dediler birileri. 96’da Gazi Mahallesinde gördük bir daha onları. Her biri barikat başındaydı. Teslim ol çağrılarını büyük bir yüreklilikle cevapladılar. “Asıl siz teslim olun”… Onları 2013’te Gezi Parkı’nda gördük bir daha. Bu defa her biri Deniz, Mahir, İbrahim idi. Şimdi Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri adını sayamadığım nice onurlarımızı yaşamın her alanında görmekteyiz. İyi biliyoruz ki Denizlerden Mahirlere, Mahirlerden İbrahimlere, İbrahim’den Berkin’lere bitmeyecek sözümüz.

Bitiremeyeceksiniz sözümüzü “bir ölüp, bin doğacağız”.

Zeki ÖZKORKMAZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here