İnsanlar inandıkları gibi yaşamazlarsa, yaşadıkları gibi inanmaya  başlarlar denir.

 

21.yy en büyük sorununun insanlardaki kimlik bunalımı olduğu aşikar, teknolojinin gelişimi sosyal medyanın aktif kullanımı sayesinde her anın canlı paylaşımının yapıldığı platformlarda fotoğraf, hayatta da etiket olarak yer bulmaya başladı.  Kapitalizmin pazarlama zekası; Serbest piyasaların rekabetinin artması ile insan hayatını her yandan sarmaya başladı.

İnsanların gün/saat bazlı mesai harcadıkları kadar çok kazandığı bir emek/ücret terazisinde, modern(!) pazarlamanın da ihtiyaca yöneltmekten çok trendi kaçırmamak namına sürekli satın alma dürtüsü yarattığını düşünürsek. Günümüz koşulunun insanlarının da ‘gönüllü kölelik’ teoremine uygun birer örnekler olarak ortaya çıkartıldıkları kaçınılmaz.  Yoğun iş temposu insanları yoruyor fakat başka türlü altlarındaki arabaya sahip olamayacakları yada düşük model gereçler ile istedikleri izlenimi yaratamayacakları kaygısı insanları gönüllü (!) bir biçimde çalışmaya teşvik ediyor.

İnsan tanımlamalarımız artık değişmeye başladığı bu dönem içerisinde, yeni yetişen çocukların sokak oyunlarındaki paylaşımdan uzak büyüyor olması, gelişkin teknolojinin bizi fragmanlara ve güldürüyü internet videoları ile tanıdık esprisinden uzaklaştırdığı bir dönemin ortasındayız.

Orta gelişkinlikte kapitalist bir ülke olan Türkiye ; Son 15 yılını bir başka kimlik bunalımı ile geçirmekte olan ülke.  Sermaye isteğini yıkmamış, Dünya düzeninde üretimde söz hakkı edinememesinden ötürü ekonomisini geliştiremediği halde, İktidarı ele alan neo-Osmanlıcılık ile dünya liderliği tiyatrosunun ülkede yarattığı çelişkilerin keşmekeşliği ile 28 mayıs 2013’e süren bir bunalım.

Neo-Osmanlı ve fikriyatın Padişahı(!) büyük seçim başarılarına da güvenerek; iş streslerinden, sınav bunalımlarından ve artık daha iyi insan olmanın birilerini alt etmekten geçtiği kariyer isimli yeni yüzyıl trendinin yetiştirdiği, genç kuşağın yaşam pratiğinde nefes aldığı internet, alkol , giyim, okul ve cinsel yönelimlerine kadar karışıldığı bir dönemi başlatması da Gezi isyanına, ağaçları ve parkı koruyan kırk güzel insanın sesine ortak oldu.  İnsanın doğasına aykırı rutinlerle yaşayan bir neslin, son 12 yılı da tek siyasi hafızası olarak ele alıyor oluşu da Gezi’yi direk tek bir hedefe yöneltti üçüncü günün sonunda.

Hitler döneminde yaşamış nsdap’ne bir dönem destek vermiş bir papaz Martin Niemöller, pişmanlığı ile bilinir ve nachau toplama kampında meşhur örümcek metaforu ile oradaki insanları ümitlendirdiği söylenir. Bir örümceğin Kilisenin duvarlarından yukarı tırmanışını anımsamamızı ve orada Hitlerin ilerleyişini düşünmemizi ister Niemöller, yükseliş tavana gelindiğinde örümcek duracaktır der artık ilerlemeye devam eden örümcek/Hitler tavandan aşağıya doğru inecektir bir yerden sonra. Örümcek adımlarının geriye dönüşündeki ironi  tam da gezi direnişine denk düşüyor ülkemizde. 12 yıllık hegemonyanın Kenan Evren korkuluğunun mirasının özgüveninin tıkandığı yer.

Gezi, özgünlüğünü kaybetmesi için uğraşılan bir neslin toplum hafızasına seslenişidir. İnsan doğasının baş eğmemeye yatkınlığının,  Eşyanın tabiatının ispatıdır. Sistem uğraşır, insan öğrenir, üretir. Sistem insanları bilgisayar bağımlısı yaptı gençlik ilk polisi GTA’da dövdü.

 

 

direnişte-yaşanan-komik-olaylar_458129

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here