Halkevi ”Demokrasi Cephesini Kuralım” çağrısında bulundu.Çağrıda ”Barış talebini de içeren ama kendisini yalnızca bununla sınırlamayan bir Demokrasi Bloku AKP faşizmini, mezhepçiliğini, kadın düşmanı politikalarını, savaş politikalarını, neoliberal yağma ve talan politikalarını, durdurabilir”ifadesi yer aldı.

indir

Sendika.Org’tan yayınlanan açıklama şöyle:

Şimdi her geçen gün daha fazla ölüm, gözyaşı, yıkım getiren hiçbir meşruiyeti olmayan, halk düşmanı iktidara son verme zamanıdır. Bu görev eşitlik içinde, insanca yaşadığımız bir ülke isteyen herkesin omuzlarındadır.

Bugün temel ihtiyaç AKP karşısındaki bütün toplumsal muhalefet güçlerini, AKP tarafından yönetilmek istemeyen, AKP politikalarına direnen emekçileri, kent ve doğanın talanına karşı mücadele edenleri, Alevileri, Kürt Halkının mücadelesini, sosyal demokrat kesimleri, LGBTİ’leri, gençleri, kadınların mücadelelerini yan yana getirebilecek bir cephedir.

Denklem, yağma, savaş ve faşizm cephesine karşı demokrasi bloku/cephesi olarak kurulmalıdır.

Barış talebini de içeren ama kendisini yalnızca bununla sınırlamayan bir demokrasi bloku/cephesi AKP faşizmini, mezhepçiliğini, kadın düşmanı politikalarını, savaş politikalarını, neoliberal yağma ve talan politikalarını, durdurabilir.

“Gün tarafsız olma günü değildir. Bitaraf olmayan bertaraf olur” diye buyurdu kendileri. Ve devam etti: İster kabul edin ister etmeyin, yönetim sistemi değişti.

Haziran İsyanı’yla ciddi bir yenilgi aldığında, eşitlik, özgürlük, saygı, adalet talebiyle, hakları için sokağa çıkan milyonlara “milli irade” diyerek sandığı gösteriyordu. Fakat 7 Haziran’ın ardından sandığın da bir kıymeti kalmadı, çünkü yenildi. Şimdi burjuva siyasetin kurallarına bile uymadan fiilen hayata geçirdiklerine yasal kılıf istiyor. Anayasa’ya uymuyor, Anayasa’yı kendisine göre tekrar yazdırmak istiyor. Gayrımeşru hükümet her türlü kararı alma hakkını kendinde görüyor, suç işlemeye devam ediyor.

Bu büyük güç gösterisinin, tehditlerin arka planında ise büyük bir korku yatıyor. En tepede olduğu anda en dibi görmekten korkuyor. Uzun yıllar süren tek parti iktidarı süresince gerçekleştirilen neoliberal yağma ve talan politikaları, baskı, şiddet, katliamlar, hırsızlık ve yolsuzluklar, artık gizlenemez bir biçimde orta yerde duran savaş suçları… Kolay değil “Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanın korkusu”

AKP tek parti olarak iktidar olamadığında, Tayyip Erdoğan diktatörlüğünü tam anlamıyla tesis edemediğinde kendileri için tehlike büyük, farkındalar. Bu nedenle seçimlerden bu yana yaşadığımız iki ayı ülkemiz açısından cehenneme çevirdiler. 20 Temmuz’da 33 arkadaşımızın katledildiği, onlarca arkadaşımızın yaralandığı Suruç Katliamı’nın ardından başlattıkları savaş gösteriyor ki AKP ve Tayyip Erdoğan, iktidarı kaybetmemek için her şeyi yapabilir. Kitle katliamları, hak arama eylemlerine yapılan saldırılar, faili meçhuller, köy boşaltmalar, OHAL uygulamaları, yargısız infazlar, sansür… Faşizmin halka dönük yürüttüğü savaştaki her türlü insanlık dışı yöntem bu iktidarda da mevcut.

AKP, Türkiye halklarından seçimden tek parti iktidarı çıkamamasının intikamını alıyor. Ancak elbette yalnızca bu değil. Koalisyon görüşmeleri sonrasında da net olarak görüldüğü gibi AKP, ülkeyi tekrar tek başına iktidar olacağı/yöneteceği ve dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın diktatörlüğünü tam olarak tesis edeceği bir sürece sokmak istiyor. Diktatörlük için her yol mübah. Parlementer sistem bekleme odasına alınır, “çözüm süreci” buzdolabına kaldırılır, hukuk yerlebir edilir.

Yaşadığımız durum herkesin malumu, sözü fazla uzatmaya gerek yok. Mesele, canımıza, kardeşliğimize, geleceğimize kastetmiş bu belayı nasıl defedeceğimiz. Buna dair elimizde yeterince güçlü bir zemin var. Suruç Katliamı’nın ardından binlerce insanın gözaltına alındığı, IŞİD kılıfıyla sosyalistlere, Kürt halkına dönük başlatılan saldırı ve savaşla toplumda bir karabasan hissi yaratılmak istendi. Ancak bu karartmanın kısa sürede etkisini yitirdiğini gördük. Sokağı yasakladılar, herşeye rağmen binler sokaklara çıktı. Evet ortada büyük bir baskı ve faşizm var, fakat dimdik ayakta duran halklar var. Sene 2015, kimse meraklanmasın yönetenler 90’lar gibi yönetmek isteyebilir, ancak halk 90’lar gibi yönetilemeyecek. Milyonların meydanları zaptettiği Haziran İsyanı, toplamında yüzde 40’a yaklaşan sola oy vermiş seçmen kitlesi, Kürt halkının mücadelesi, kadınların mücadeleleri, neoliberal yağmaya karşı iktidarın karşısına dikilen direnişler gösteriyor ki hiçbir şey Tayyip Erdoğan ve AKP’nin istediği gibi olmayacak.

Şimdi ülkede hatta Ortadoğu’da yaşayan halkların can güvenliği için, haklarımızı tam olarak kazandığımız, eşit ve kardeşçe yaşadığımız bir ülke mücadelesinde öncelikli görevimiz gerilettiğimiz AKP iktidarından tamamen kurtulmak.

7 Haziran seçimleri sonrasında hemen herkesin değerlendirmelerinde benzer bir nokta ülkemizde Kürt halkını, Alevileri, sosyal demokrat-laik duyarlılığa sahip bütün kesimleri, emek örgütlerini, kadınları, gençleri, LGBTİ’leri, yaşam savunucularını, hakları için mücadele eden herkesi kapsayan geniş bir muhalefet cephesi kurulması gerekliliğiydi. Haziran isyanında ve seçimlerde oluşan tablo bunu işaret ediyordu. Ve seçimlerden kısa süre sonra AKP’nin son dönemdeki savaş siyaseti fiili olarak hayata geçmemişken, iktidarın Ortadoğu-Suriye’ye dönük savaş politikalarını ve olası müdahalesini durdurmak, içerde Kürt Halkına dönük saldırılarını engellemek ve gerici-mezhepçi politikaları durdurmak gibi amaçlarla içerisinde HDP’den CHP’nin birçok milletvekiline, sol sosyalist örgütlerin büyük çoğunluğuna, kadın örgütlerine kadar 80’i aşkın kurumun katılımıyla Barış Bloku oluşturuldu. Ve aynı günlerde AKP Kürt halkına, sosyalistlere dönük saldırıları artırdı. Dolasıyla Blok henüz bir mücadele programı oluşturmaya fırsat bulamadan gayrı meşru hükümetin başlattığı savaşı durdurma göreviyle karşı karşıya kaldı. 20 Temmuz’da yaşanan Suruç Katliamı’nın ardından yapmayı planlandığı ve muhtemelen onbinlerce insanın katılacağı Büyük Barış Yürüyüşü iktidar tarafından yasaklandı. Blok yine de büyük binlerce insanın katıldığı bir eylem gerçekleştirerek baskı atmosferinin dağılmasında etkili oldu. Bu süre zarfında Ankara, İzmir, Çanakkale, Kocaeli, Adana, Mersin gibi illerde Barış Blok’ları benzer geniş yelpazeyle kurulmuş oldu. Ve son olarak da İstanbul’da ve Ankara’da binlerce insanın katıldığı mitingler gerçekleştirildi.

Şimdi ülkemiz içinde erken seçim ihtimalinin de olduğu, ama esas hedefin AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarının korunması olan, her ihtimalde de halka dönük saldırıların süreceği bir döneme girmiş bulunuyor. Görülüyor ki yaşanacak olası bir seçim süreci öncekine göre daha zor geçecek. Malum Tayyip Erdoğan ve AKP, HDP’yi baraj altında bırakmak, tek başına tekrar iktidar olmak için elinden geleni yapacak.  Toplumsal muhalefetin bütün bileşenlerinin bu kanlı ve kirli siyasetin karşısında yenilmiş bir AKP’den tamamen kurtulmayı hedefleyen bir çizgiyi oluşturması önemli bir görev. Seçimlerde hayata geçirilecek taktik tutumlar, ittifaklar, destekler, CHP’nin, HDP’nin izleyeceği çizgi ayrı bir tartışma konusu. Ancak temel ihtiyaç AKP karşısındaki bütün toplumsal muhalefet güçlerini, AKP tarafından yönetilmek istemeyen, AKP politikalarına direnen emekçileri, kent ve doğanın talanına karşı mücadele edenleri, Alevileri, Kürt Halkının mücadelesini, sosyal demokrat kesimleri, LGBTİ’leri, gençleri, kadınların mücadelelerini yanyana getirebilecek bir cephedir. Elbette böylesi bir zemin seçimlerde de solun daha da genişlemesine, başarı kazanmasına ve AKP’nin tam anlamıyla yenilmesine katkı sunabilir. Ancak AKP’nin açtığı savaş göz önüne alındığında olası bir seçim sürecinde başarının kriteri geçmiş süreci tekrar etmek olarak konulamaz. Önemli bir noktada bu süreci sadece sadece AKP ile Kürt Hareketi arasındaki çatışma ekseninden  ele almamaktır. AKP’nin böyle bir algıyı yaratmaya çalıştığı da düşünülecek olursa bu muhalefetin AKP karşısındaki ortak hareketini inşa etmek bakımından eksik olacaktır.  AKP’den bu defa tamamen kurtulmak istiyorsak yapılacak bellidir. İbre soldan yanadır, bu avantajla AKP ve Saray karşısındaki bütün toplumsal kesimlerin taleplerini, direnişlerini kucaklayan bir seferberlik hali yaratmak en önemli görevimizdir.

Barış talebini de içeren ama kendisini yalnızca bununla sınırlamayan bir Demokrasi Bloku AKP faşizmini, mezhepçiliğini, kadın düşmanı politikalarını, savaş politikalarını, neoliberal yağma ve talan politikalarını, durdurabilir.

Bir demokrasi bloku-cephesi, seçim sürecinde AKP karşıtı tüm kesimleri kapsamalı ancak bir seçim birlikteliği olmamalıdır. Seçimlerde farklı tavır alabilen kesimlerden de olsa AKP’nin savaş ve faşizm politikalarına karşı ortak mücadele edebilmeyi kararlaştıran bir birlik olmalıdır. Böylece Tayyip Erdoğan’ın seçim sürecini AKP ile Kürtler arası bir mücadele olarak algılatarak demokrasi saflarında olabilecek kitlelerin bir kısmını mücadele dışı bırakmasının önüne geçilebilir ve AKP (diktatörlük) ile demokrasi cephesinin mücadelesi olan gerçek durum görünür kılınabilir. Denklem, yağma, savaş ve faşizm cephesine karşı demokrasi cephesi olarak kurulmalıdır.

Ana hattını, taleplerini ABD’nin Ortadoğu’da yürüttüğü emperyalist politikalara, AKP faşizmine, gericiliğine-mezhepçiliğine, neoliberal yağma politikalarına, AKP’nin Kürt halkına yürüttüğü savaşa karşı mücadele olarak belirleyen bir birliktelik önemli görevler üstlenecektir. Tayyip Erdoğan’ın diktatörlüğünün engelenmesi ve AKP karşıtı bir çizginin toplumun geniş kesimlerini yan yana getirebildiği görülmektedir. Bu çizgi aynı zamanda şovenizmi de büyük oranda etkisiz hale getirebilmektedir.

Böylesi bir bloğun başarılı olabilmesi elbette mücadele hattını iyi kurması ve bütün bileşenlerin bu birlikteliğe hassasiyetle yaklaşmasıyla mümkün olabilir. Kısa sürede yaşadığımız deneyimler bize önemli dersler sundu. Birçok örgütü bünyesinde barındıran, seçimlerde önemli bir başarı elde etmiş ve kendisi dışındaki birçok örgütün ve toplumsal kesimin desteğini almış HDP böylesi bir bloğun en önemli bileşenlerindendir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bugünün ihtiyacı HDP’nin mutlaka içinde olduğu ama onu da aşan bir birlikteliktir. O nedenle öncelikle başta Kürt Hareketi olmak üzere HDP bu konuda hassas davranmalıdır. Blok’un karar alma sürecinden, eylem ve etkinliklerin örgütleme tarzına kadar bu hassasiyetle hareket edebilmelidir. Açıktır ki böylesi bir blokun HDP ekseninde hareket ediyor görüntüsü, oluşturmaya çalıştığımız geniş zemin için ilerletici olmayacaktır. Burada mesele yalnızca CHP’nin kurumsal olarak blokta yer alıp almaması tartışması değildir. Sorun yüzde 40’a yaklaşan bir sol kitleyi yan yana getirebilecek bir çizgiyi hayata geçirmektir.

AKP’nin geriletilmesinin, sokakta ve sandıkta yenilmesinin onun saldırganlığını azaltmadığını tersine artırdığını, her türlü gayrımeşru yöntemle iktidarda kalmaya çalıştığını ve çalışacağını görüyoruz. Şimdi her geçen gün daha fazla ölüm, gözyaşı, yıkım getiren hiçbir meşruiyeti olmayan, halk düşmanı iktidara son verme zamanıdır. Bu görev eşitlik içinde, insanca yaşadığımız bir ülke isteyen herkesin omuzlarındadır. Gelecek güzel günler için…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here