silahseslerialtındauyumak1Gece her şeyin üstünü örttüğü gibi tüm seslerin de üstünü örtmüştü. Hava ne kadar karanlıksa ses de o kadar azdı bu gece. İradi olmayan sessizlik, huzur yerine güvensizlik ve korku verirmiş insana.

Hırsızlar tarafından sürekli patlatılan sokak lambalarının olduğu yolun karşısında yıldızsız gecede karanlığa gömülü evimin içine gömülmüşken,geceyi yaran yıldızssız karanlığı aydınlatan gökyüzünün ortasındaki sesi kulakları sağır edercesine duymaya başladık . O ses lanet olası o ses evimin çevresini aşıp ülkemi sarmak niyetinde gecenin karanlığını yaran o ses mitralyöz takırtısı mıydı,yok bu büyük gürültü olsa olsa bir bombardıman uçağının ardı ardına boşalttığı ölüm ve kin kulşatması olmalı.

Misafir gelmeyeli çok olmuştu duvarları yıllarca pürüzsüz olmayı başaramayan evime… En kötü haberleri aldığımda bana kucak açan bu ev, Hitlerin faşist askerleri gibi acımasızca disiplinli olarak birbirini takip eden yılları içine hapsetmişti tüm hatıraları yaşatarak… Bu defa da başarabilecek miyiz bunu; havada kan kusan muktedirlerin teyyareleri dönerken ,bombardıman uçakları halkın üzerine ölüm sacarken bu defa da beni içine hapsedip koruyacak mı evim!

Zamana mı direnememişti; yoksa ortak olduğu acı ve ıstırap mı yok etmekteydi mücadele eden bu savaşçıyı bilemiyorum. Çok yaşlanmıştı birbirini istese de terk edemeyen yanındaki yoldaşı ”Dut Ağacı” gibi…

Sanki susturuculu bir silah gibi hüznü, öfkeyi, sırları dışarıya taşımamıştı, ateşlendiğinde can acıtsa da bir “Ah” bile diyememişti. Her anı bir iz bırakmıştı duvarlarına pürüzsüz olamayışı bundandır, yaşlılığından ve bakımsızlığından değil. Karanlığa gömüldüğüm bugünlerde ve bu gece bilinmezliklerimden kurtulmalıydım artık tüm önemli kararlarımı aldığım bu evde… Susturuculu silah bu kez benim için ateşlenmeliydi,mermim hedefe varmayacak olsa da. Zamanın bir adım ilerisinde gidip geleceği göremedim belki; ama kaybedilmiş hiçbir şey yoktu zaman galip gelememişti henüz.

Gece doğuştan gözleri hiç göremeyenler gibiydi. İnsanların gündüzleri farklı değildi geceyi ayırt edemeyenler için… Tıpkı gözleri görmeyen biri renkleri hiçbir zaman tarif edemezse, düşünemeyen hissizleşen yaşamlar da öyle… Geceye benzeyen gündüzlerim olduğunu kabul ediyorum bu kez kendimle yüzleşiyorum. İtirafım kendime… Çoğu insan bir öncekine göre ne kadar daha iyisini yaşarsa yaşasın en kötüsünü yaşadığını düşünür ya benim ki öyle değil ben en kötüsünün biraz daha iyisini yaşadım. Emek ve sabır olmadan umut etmenin bir erdem olamayacağını, sonucun şans oyunu gibi tesadüflere bağlı olduğunu öğreneli çok oldu. Benim hareket ettiğim saik tesadüfî olmamalıydı. Emeğimi doğruyu hedefleyerek sarf etmem gerekirmiş. Hata ve yanlış yapılarak ulaşılmazmış ancak doğru yaparak ulaşılırmış başarıya. Yaptığım hataların bilincinde olarak kendimi anlamak başkalarını anlamaktan çok daha zormuş. Bilerek hata yapmak kendine ihanet etmekmiş meğer. Bu kez bir sesin en yüksek çıkabileceği desibelle, camları kırarcasına, duvarları delercesine, odalara sığmazcasına avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Sitemim kendime ihanetime… Artık susmak istemiyorum. Saatler gece yarısını gösteriyor. Ben kapatmak istemedikçe gözlerim kendiliğinden kapanıyor. Her günün bir diğerinin kopyası olduğu günlerime geri dönmekten büyünün bozulmasından korkuyorum. Uyumak istemiyorum. Şimdi bir ok gibi fırlamalı bu evden geceyi yaran mitralyözlere inat sabırla korunaklı duvarlarında beni hapseden beni koruyan yaşlı evimden fırlamalı artık .Kendime ihanet etmemeliyim yaşlı evimin yaptığı gibi yaşlı ülkemi korumalıyım gecenin sessizliğini yırtan mitralyöz takırtılarını durdurmalıyım.Silah sesleri altında uyunmayacağını anladım artık ayağa kalkmalıyım ülkem için kendim için yeşeremeyen sevdam için.YÜRÜMELİYİM O Büyük Koridordan ve gecenin karanlığına inat barışı getirmeliğim ülkemin karanlığına anlatmalıyım” yarin yanağından gayrı herşeyin paylaşılabilir ”olduğunu.
ZEKİ ÖZKORKMAZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here